Bir varmış, bir yokmuş… Uzak bir diyarda, her şeyin gri olduğu bir kasaba varmış. Bu kasabada renkler yokmuş, bulutlar bile beyaz yerine griymiş. Çocuklar oyun oynarken bile sanki gökyüzü onları izliyor ve hiç gülümsemiyormuş.
Bu kasabada yaşayan Mira, her zaman daha renkli bir dünya hayal edermiş. Bir gün eski bir antikacıda parlayan altın saplı bir fırça bulmuş. “Bu sıradan bir fırça değil!” demiş antikacı. “Bu fırça, hayal ettiğin her şeyi gerçeğe dönüştürebilir.”
Mira heyecanla fırçayı alıp eve dönmüş. İlk olarak, gri penceresine bir güneş çizmeye karar vermiş. Fırça, altın ışıklar yayarak gerçek bir güneşe dönüşmüş! Daha sonra gökyüzüne bir gökkuşağı çizmiş ve aniden kasabanın üstünde rengârenk bir köprü belirivermiş.
Mira artık duramıyormuş. Gri ağaçlara yeşil yapraklar, gri kuşlara parlak mavi ve sarı tüyler, sıkıcı evlere pembe ve mor çatılar çizmiş. O ne çizerse, gerçeğe dönüşüyormuş!
Kasabanın çocukları bu mucizeyi görünce Mira’ya katılmış. Hep birlikte gökyüzüne uçan adalar, nehirlerin kenarına konuşan çiçekler, evlerin çatısına ışıldayan yıldız lambalar eklemişler.
Kasaba artık bir hayal dünyasına dönüşmüş! Her sabah uyandıklarında yeni bir macera başlıyormuş. Fırçayla çizilen her şey, çocukların hayal gücüyle büyüyüp gelişiyormuş.
Mira ve arkadaşları her gece uyumadan önce, yarın ne çizeceklerini düşünerek tatlı rüyalara dalıyorlarmış. Ve böylece, hayal gücüyle dolu bir kasaba sonsuza dek parlamaya devam etmiş…
Ve masal burada bitmiş, ama çocukların hayalleri hiç tükenmemiş!